13 Nisan 2014 Pazar

Dolmabahçe'de bir efsane: Giuseppe Meazza


e5a7867a7b68b4abcd5a0b73959458a9_1M
Internazionale ve Milan’ın ortaklaşa kullandığı devasa stadyumun ismi maç gününde hangi takımın ev sahibi olduğuna göre değişir. Milan taraftarlarına göre San Siro, lacivert-siyahlı rakiplerine göre Giuseppe Meazza. İtiraf edeyim, benim için her daim Meazza…
İlk zamanlarda sadece tınısal boyuttaki beğenim, stadyuma ismini veren adamın hikayesini öğrendikçe daha da anlam kazanmıştı. Giuseppe Meazza, 1.69 boyundaki çılgın efsane tıpkı George Best ve Mane Garrincha gibi okudukça hayran kaldığım isimler arasına girdi. Bu üç adamın olağanüstü yeteneklerinin dışındaki ortak noktası “zeki ama çalışmayan” cinsten başıbozuk yetenekler olmasıydı. Her zaman kendime yakın gördüğüm, bir anlamda haytalığı kendime hak görmemi sağlayan adamlar…
giuseppe-meazza-nazionale-7
Yıllar önce bir dipnot olarak Meazza’nın Beşiktaş teknik direktörlüğü yaptığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Daha da çok şaşırdığım bir şey varsa bu da Meazza gibi bir efsanenin “Beşiktaş’ın yabancı teknik direktörleri” listesindeki isimlerden herhangi biri gibi adının okunup geçilmesiydi. Nasıl olabilirdi ki böyle bir şey? George Best’in taraftarı olduğunuz takımda teknik direktörlük yaptığını öğrendiğinizi düşünün… İşte Meazza’nın Beşiktaş’la ilişkisi de bundan aşağı kalır gibi değildi, çünkü o bir dünya yıldızıydı!
Futbola yalın ayak oynadığı sokak maçlarında bağlanan çocuk
George Best’in kuzeybatıdaki bir adada yaratacağı etkiyi ondan çok daha önce İtalya’da yaratan adam olarak tanımlayabiliriz Meazza’yı ki bu açıdan kendisi yine aynı topraklarda filizlenip Avrupa’yı etkisi altına alan Rönesans’a da benzetilebilir. Ancak bu kısmı şimdilik atlayıp efsanemizin çocukluğuna inelim biraz.
1910 yılında Milano’da doğan Giuseppe, ya da herkesin onu çağırdığı şekliyle Peppe, futbola küçük yaşta tutulmuştu. Öyle ki, çocukluk yılları annesiyle çatışma içinde geçti. Peppe henüz 7 yaşındayken, eşinin 1. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetmesiyle dul kalan valide hanım, oğlunun bu boş uğraşa kendini kaptırmasındansa ailenin manavında çalışmasını istemekte fakat ne yaparsa yapsın oğlunun bu oyunla yatıp kalkmasına engel olamamaktadır. Öyle ki bir keresinde futbol oynayamasın diye ayakkabılarını sakladığı oğlunu sokakta yalın ayak top peşinde koştururken bulur. Top dediysek lafın gelişi, bez parçalarının iç içe geçirilerek oluşturduğu yuvarlak bir cisim işte. Gerçi kola kutusu ezip, çorapları iç içe geçirip Dünya Kupası topu değerinde “toplar” oluşturan herkes bilir, ki önemli olan oynayabilmek ve keyif alabilmektir. Peppe de fazlasıyla keyif almaktadır işte. 12 yaşındayken annesinden sonunda izin almayı başaran Peppe, Gloria FC’de kendisine futbol ayakkabısı hediye eden bir taraftar sayesinde oynamaya başlar.
giuseppe-meazza-9
“Çok ufaksın Peppe, çok ufak!”
Bugünlerde en büyük Inter efsanesi olarak görülen Meazza, çocukken bir Milan taraftarıydı. Sokak maçlarında piştikten sonra bir gün Milan seçmesine katıldığındaysa çok sıska olduğu için eve yollanmıştı. Sonradan kapısını çalacağı Inter de aynı gerekçeyle kendisine soğuk bakacak ancak bir gün sokakta onu yünden yaptığı topu sektirirken gören bir Inter gözlemcisinin ısrarıyla kulübe kapağı atacaktı. O kadar yetenekliydi ki, kulüp güçlenmesi için onu uzun süre biftekle besledi!
Kendi stilini yaratan başına buyruk bir yıldız
Henüz 17 yaşındayken Inter’in as takımına alınan Meazza’yı gören tecrübeli oyuncu Leopoldo Conti, kısa boylu çocuğu süzüp “Artık çocuk yuvasından bile oyuncu alır hale geldik!” diyerek ona bir maçta şans veren hocası Arpad Weisz’ı eleştirmişti. Ağzının payını alması ise çok uzun zaman almayacaktı. Meazza ilk maçında 2 gol atarak 6-2′lik galibiyette pay sahibi olurken gazeteler ondan övgüyle bahsediyordu; “Zeki, hızlı ve taptaze bir yetenek!”
Gerçekten de taptaze, çağının ötesinde bir yetenekti. Kendisinden sonra George Best’in, Maradona’nın ve bugünlerde Messi’nin yaptığı işleri rahatça yapabilen devasa bir yetenek. Bir de o zamanların futbol toplarının gülleyi andırdığını düşünsenize! Bu 1.69′luk adam gerçekten de nadide bir parçaydı.
Öylesine özgün bir yetenekti ki, onunla karşılaşan savunmacılar sarımsaktan yapılmış bir haç gören vampirlere dönüşüyordu! Inter’in 8-0 kazandığı bir maçın ardından rakip kaleci “Meazza denilen adam bir forvet değil, o bir şeytan!” diyecekti.
Keyfine her şeyden çok düşkündü
1938 Dünya Kupası öncesi takıma “Zafer ya da ölüm!” yazan ürkütücü bir telgraf çeken diktatör Mussolini bile rahatını bozamazdı. Takım turnuvadaki ilk maçını kazandığında milli takım hocası Vittorio Pozzo’dan oyunculara bir gün izin vermesini istedi ve bunun kabul görmesinin ardından geceyi iki Fransız güzelle geçirdi!
Arkaya yatırılmış simsiyah saçları ve karizmasıyla Meazza, saha dışında da en az maçlarda olduğu kadar efor sarf ediyordu. Aslında meşhur bir anısına bakarak maçlarda daha az yorulduğunu bile söylemek mümkün!
133645
1937 yılının şampiyonunu belirleyecek Inter-Juventus maçı öncesi herkes sahadaki yerini almıştı, takımın en büyük yıldızı Meazza hariç! Kulüp yetkilileri telaşla Meazza’nın evine bir araba yolladı; arabada bir masör ve antrenör vardı. İkili Meazza’yı bulduğunda ünlü oyuncu horlayarak uyuyordu! Yüzünü bile yıkamadan arabaya bindirilen Meazza yolculuk boyunca geçirdiği şehvet dolu geceyi anlatmakta, bir yandan da kendisini bir aslan gibi güçlü hissettiğini söylemektedir ki, alelacele yetiştiği maçta attığı 2 golle 2-1′lik galibiyetin ve şampiyonluğun mimarı olacaktı. Aslında bu onun için bir rutin haline gelmişti;
Şanslıydım çünkü stadyumun yakınında oturuyordum. Böylece aceleyle de olsa maçlara yetişebiliyordum. Takım arkadaşlarım ve yöneticiler bana onaylamaz şekilde bakıyordu. Maçın başlamasına sadece 5 dakika vardı ve üstümü hemen değiştirip sahaya çıkmıştım. Yöneticilerin kendi aralarında konuşmalarını duyabiliyordum; “Maçtan sonra ifadesini alacağız” Ama maçta hat-trick yaptım ve sonrasında kimse tek kelime etmedi!
2 Dünya Kupası şampiyonluğu yaşayan Meazza, uzun süre İtalyan Milli Takımı’nın en golcü ismi olarak kaldı.  33 gollük rekoru yıllar sonra Luigi Riva tarafından kırılınca da laf sokmayı ihmal etmedi; “Riva çok iyi; Türkiye ve Kıbrıs gibi ülkelere bir sürü gol atıyor. Kesinlikle benim attıklarım çok daha önemli gollerdi!”
Kariyeri boyunca çocukluk aşkı Milan ve Juventus’un da formalarını giyen Meazza, bir sponsorluk anlaşması imzalayan ilk futbolcu yani gerçek bir süperstardı!
Futbolu bıraktıktan sonraysa hayatın bir cilvesi olsa gerek, Meazza alaycı bir şekilde bahsettiği ülkeye teknik direktör olarak gelecekti; Türkiye’ye.
Screen-shot-2013-01-22-at-8.38.49-AM
Türkiye’nin ilk yabancı teknik direktörü
Giuseppe Meazza gibi bir dünya yıldızının o zamanların futbol fakiri Türkiye’de ne işi vardı ki? Gelmişti çünkü alacağı vardı. 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle huzuru bozulan Meazza bir tatlı huzur almak için savaşın uğramadığı bir ülkeye göçme fikrine kapılmıştı ki bunda Dünya Savaşlarının ilkinde can veren babasının bıraktığı hasar da önemli rol oynamış olsa gerek.
1948 yılında futbolun çamur sahalarda oynandığı Türkiye’ye gelen Meazza, Beşiktaş’ın başına geçer. Efsane isimlere sahip Beşiktaş o sezon şampiyonluğu Galatasaray’a kaptırırken, 5 aylık maceranın ardından Meazza da ülkesine döner. Yine de İtalya’da kendilerinden övgüyle bahsettiği Şükrü Gülesin’in Palermo’ya , Bülent Aziz Esel’in de SPAL takımlarına transfer olmasını sağlayarak çok kısa süre kaldığı ülkeye giderayak bir iyilik yapar. Giuseppe Meazza’nın gönlünde her zaman çocuklarla çalışmak ve yetenekli gençleri keşfetmek vardı. 60′larda üst üste iki yıl Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanan Inter’in büyük yıldızı Sandro Mazzola da Meazza’nın bir keşfidir örneğin. Bu arada Meazza’nın “Baba” Hakkı Yeten’e de hayran kaldığı ve ona İtalya’da oynamasını tavsiye etmesine rağmen Yeten’in Beşiktaş’ta kalmakta ısrarcı olduğu da söylenir. Sonrasındaysa bilindiği üzere büyük efsane Hakkı Yeten kendisini yuhalayan seyircilere içerleyip futbolu bırakmıştır.
tumblr_m69pcggJ3A1r5mz16
Velhasıl
Bu yazının rakamlar ve istatistiklerle dolu olmasını istemedim. Kendisinin kırdığı gol rekorlarından hangi sezon kaç gol attığına kadar çeşitli bilgilere ulaşmanız mümkün. Ben aslında böylesine bir efsanenin 5 aylığına da olsa bu topraklarda yaşamasının o dönem için ne kadar fantastik bir şey olduğunu dile getirmek istedim. Bazen hiçbir şey düşünmezken aklıma bir şeylerin geldiği vakitlerde “Giuseppe Meazza Beşiktaş’ta teknik direktörlük yapmış yahu!” deyip ardından kendi kendime “Vay be!” çektiğim oluyor. Dolmabahçe’den geçen yüzlerce efsane isimden birinin o olduğunu bilmek insanı mutlu ediyor. İşte tüm bunlar yüzünden benim için Via Piccolomini’deki stadyumun ismi benim için iki haftada bir değil, her gün o afili telaffuza sahip;  Cuseppe Meatsa!

Not: Bu yazı 5 Aralık 2013 tarihinde yarisaha.com için yazılmıştır. Ve evet, blogun isim babasının rastgele olmadığının kanıtıdır. Çok yaşa Cuseppe Meatsa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder