18 Nisan 2014 Cuma

FFT Mevzusu


Bugün 1.5 yıldır parçası olduğum FFT Türkiye'den ayrıldım. Daha doğrusu kurumla profesyonel bir bağım kalmadı. Her şeyi başından sonuna anlatmak daha doğru olacak sanırım.

Hayatımın akışını önemli bir miktar değiştiren maili geçen yıl, Şubat ayının son günlerinde aldım. Birkaç hafta önce sitelerindeki "Bizle çalışmak ister misiniz?" minvalinden sekmeye tıklayıp ardından kendimi tanıtan bir mail atmıştım çıktığı günden beri takipçisi olduğum dergiye. Herhangi bir CV'm olmadığından saçma sapan şeyler yazmıştım işte, oraya girmeyelim. Çıktığı günden beri birkaç sayısı dışında tamamını alıp biriktirdiğim, posterleri odamın duvarlarını kaplayan, daha önce 2 yazımın "Mektup" köşesinde yayınlandığı dergiden cevap almıştım. Tabi onlar cevap maili atarken "Gelsin de bi bakalım" demiştir ama ben epey heyecanlanmıştım.

O zamanlar Cevizlibağ'da bulunan ofise vardım ve kendimi tanıttım. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi olmamdan dolayı sanırım, boş oturmayayım diye önüme basit bir çeviri işi kondu, hallettim. Yapacağım iş basitti; her gün siteye birkaç tane çerez haber girecektim. "Ünlü futbolcu eşini gözünden bıçakladı" "Di Canio hakeme saldırdı" gibi basit, yorum içermeyen haberler işte. İlk zamanlarda onları girerken bile zorlanıyordum, nefret ettiğim "İddia edildi, belirtildi" kalıplarını kullanırken buluyordum kendimi ama zamanla bu işi kavrayıp uzun, detaylı, yorum içeren futbol yazılarına başlamıştım.

20 Mayıs 2013'de tekrar ofise çağrıldım ve resmi olarak işe alındım. Birkaç ay para almadan çalışmıştım (ki para aklıma bile gelmemişti) ve artık bu kurumun gerçek bir çalışanı olacaktım. Formlar doldurdum, adıma banka hesabı açıldı ve maaşımın 300 lira olduğunu öğrendim. Biraz heves kırıcı bir meblağ ama para önceliğim değil zaten, hem zamanla artar herhalde. (Tarihi nereden hatırladığımı merak ediyorsanız, o gün Beşiktaş'ın Banvit'le play off çeyrek final maçı vardı ve kombine sahibi olarak Cevizlibağ'dan çıkıp Abdi İpekçi'ye gitmiştim.)

Zamanla fena olmayan yazılar yazdım, dergide her ay yaptığım çevirileri ve yazdığım yazıları görmeye başladım, gayet güzel bir histi. FFT'nun en güzel getirisiyse geçen yaz düzenlenen U20 Dünya Kupası'na basın akreditasyonuyla katılmamdı.

TT Arena'da basın tribününden izlediğim onca maç, günde 3 öğün "abanılan" bedava yiyecek ve içecek, kısa süre sonra dünya futbolunun yıldızları arasına girecek oyuncuları çıplak gözle izlemek ve röportaj alanında yanlarında bulunmak ve basın toplantılarına katılıp teknik direktörlere sorular sormak gibi...2013 yazı çok güzeldi.
(Paul Pogba en değerli oyuncu ödülünü alırken 2 metre üstündesin. Daha ne olsun?)

Dipnot: Twitter'la münasebetim 2013 yazına dayanıyor. O güne dek atıl halde bulunan hesabımı etkin bir şekilde kullanırken dünyanın her yerinden haberlere anında ulaşabilme olanağı beni cezbetmişti. O güne dek derginin Twitter hesabını kullanıp fotoğraflar, demeçler vs paylaşıyordum, sonra kendi hesabımla da ilgilenmeye başladım.

Şimdi hikayeyi ileri saralım, 11 Nisan 2014, cuma. Konyaspor-Beşiktaş maçının ardından bir mail aldım. İsim kısımlarını silip aynen kopyalıyorum;

Can selam

Bunları yüz yüze konuşmak istiyorum ama şimdilik şunu söyleyeyim. Az önce .......'dan bir telefon aldım. Ortak görüşümüz twitter'daki uslubunun bizim FourFourTwo'ya zarar veriyor. O yüzden twitter profil hesabından FourFourTwo'yu çıkar lütfen.
Maç yazısını da askıya al.
Detaylarını yüz yüze pazartesi konuşalım.

Maile cevabımı "Rozetimi ve silahımı masanın üstüne bıraktım, tamamdır" şeklinde verip Twitter biomdan @FourFourTwoTR ibaresini kaldırdım, sonra da FFT hesabından takip edilenlere girip kendi hesabımı "unfollow ettim" ve bir daha da sitede yazmadım.

O gün attığım ve FFT'ya zarar verdiği görüşüne varılmasına sebep olan tweetleri sakinleşince silmiştim. Hiçbir küfür veya hakaret içermeyen, fikren halen arkasında olduğum (Ülke futbolunda yaratılmaya çalışılan çift başlı rekabet ve bu durumun Beşiktaş'ın uğradığı haksızlıkların asıl sebebi olması) tweetlerdi, ancak belli bir agresyon içerdikleri doğru. Bu yüzden tweetleri sildim. Öte yandan en basitinden aklıma Piers Morgan'ın attığı bazı tweetlerin CNN'in kurumsal diline nasıl zarar vermediği gelmedi değil. Her neyse.

Sitede üretimim durunca can sıkıntısından bu blogu açtım ve gayet de eğlendiğimi söyleyebilirim. Bugün derginin yeni ofisinin bulunduğu ve hayatımda hiç adım atmadığım Yenibosna'ya gidip bir görüşme gerçekleştirdim. Dergiden ilişiğimin kesilmesinin tek sebebi bu Twitter üslubu değil tabi.

Derginin siteden sorumlu ekibi için düzenlenen bazı toplantılara bazı sebeplerle katılım sağlayamamıştım. (Sınav, devamsızlık yapamayacağım derslere katılım gibi sebepler) Ancak haber vermemem "Ekipten kopuk ve ekip ruhunu zedeleyen bir görüntü vermeme" sebep oluyormuş. Takdir ederim, ben içine kapanık biriyimdir ve "Bu hafta sınavım var, 4'de dersten çıkıp spora gidiyorum, eve gelişim ve yemek yedikten sonra kendime gelmem 8'i buluyor" gibi açıklamalarda bulunmak istemem, bulunmam gerekiyormuş, o ayrı. Güzel şeyler yazan ama biraz kafasına göre takılan biri havasında, hatta örneği de yazayım "Quaresma gibi" bir görünümüm varmış.
Bu yazıyı okuyanlar arasında siteyi takip edenler de varsa görüşlerini merak ediyorum açıkçası. Site üzerindeki olumsuz etkim dışarıdan fark ediliyor muydu? Açıkçası kendimi benzeteceğim oyuncu Quaresma değil, Roy Keane olurdu. Çünkü bu ekibin parçası olduğumdan beri Quaresma'nın Atlético deplasmanında tüm devre yürümesi gibi bir disiplinsizliğim olmadı, aksine saatlerimi bu iş için harcadım.

Ekip ruhundan kopukluk ve Twitter'daki üslup. İlişkimizin pek sağlıklı yürümeyeceği kararına varılmış, ellerindeki bütçe de sınırlı zaten. Benimle profesyonel bağlarını kesip maaşımı aylardır para almadan çalışan başka bir arkadaşa aktaracaklarmış, bu sevindirici en azından. Dergiyle bağımın aslında kesilmediği, arada bir dergi için arada bir site için benden yazı istenebileceği de söylendi. Kin tutmak adetim değildir, arkadan konuşmak da. Bu yazıyı yazacağımı ve karalamadan her şeyi anlatacağımı da söyledim.

Ortaokuldayken bir Türkçe sınavındaki kompozisyon sorusunda "Büyüyünce ne olacaksınız?" gibisinden bir konu vardı. Yazar olmak istediğimi belirtmiştim. Arkadaşlarımdan birisi kağıda "Ben acan olacam" yazmış hatta, hatırladıkça gülerim ama 1.5 yıllık medya deneyimi sonrası dönüp baktığımda "Acan" olmanın yazar olmaktan daha mantıklı bir seçim olduğunu görüyorum. Yine de benden başka bir şey olacağı yok. Futbolu ve yazmayı çok seviyorum ama geleceğin ne getireceğini de bilemiyorum. En iyisi yukarıdaki örnekle bağlayalım; bir süre blogda trivelaya devam o zaman.


6 yorum:

  1. Kardeşim bütün yazılarını okumaya gayret ediyorum ve bu zamana kadar okuduğum en keyif verici üsluba sahip yazarlar arasında yerini ayırdım. Açıkçası Ali Ece Twitter hesabı açtığında hesabına orada denk geldim ve okudukça sana olan saygım bir kat daha arttı. Öyle ki daha önce hiç okumadığım FFT'yi senin yazılarını okumak için aldım.
    Sen yazmayı bırakma, sen yazdıkça ben ve benim gibi futbolu keyifli dille okumaya ihtiyacı olanlar yazdıklarını okuyacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, yorumu okuyunca sevindim. Bir kişinin dahi şu yorumu yapmasını sağlamak mutluluk verici.

      Sil
  2. Ustad keyifle okuyorum yazilarini ve yorumlari.Yolun acik,gonlun rahat olsun :)

    YanıtlaSil
  3. Can kardeşim.Yaklaşık 4-5 aydır seni twitterdan takip ediyorum.Behrad,İzmir'li Mustafa ve adını şu an hatırlamadığım bir kaç kişi ile Beşiktaş üzerine gerek tartışmacı gerek geyik muhabbetlerinizi Olcay ve Veli'nin eküriliğine benzettiğim için bana hep sempatik geldiniz.Zaman zaman goygoylarınızı okuyup gülmüyor değilim. Bu işi severek yaptığınıda özenle yazdığın yazılardan çok rahat bir şekilde anlayabiliyorum.Beşiktaş'lı olmanızdan sebep bu içinde bulunduğun duruma "Beşiktaş'lının Beşiktaş'lıdan başka dostu yoktur" diyerek nacizane bir yorumda bulunmak istedim.Kısaca boşver FFT'yu.İnsan doğru bildiği yolda yürüyorsa arkasında kimin olduğu önemli değildir.Sen yanında olan insanlarla devam et tek dostun onlardır.Başarılarının devamını dilerim.

    YanıtlaSil
  4. twitter çıktı Bloglar öldü, her iste bir hayır var derken belkide bu blog isini yeniden canlandırabilirisn... Hatta istersen su anda atıl durumda olan BJK Bloglara bir el at derim...

    YanıtlaSil
  5. roy keane üzülme, bu taraftar seninle..

    YanıtlaSil