12 Nisan 2014 Cumartesi

Lanetli kaleci: Moacir Barbosa

Efsanevi Liverpool menajeri Bill Shankly'nin çok meşhur bir sözü vardır ; "Bazıları futbolun hayat memat meselesi olduğunu düşünür. Sizi temin ediyorum, futbol bundan çok daha fazlasıdır." İşte 1950 yılının 16 Temmuz'unda bu bir kez daha kesinlik kazanmıştı.
Her yerde yaşanan ulusal felaketler var. Örneğin Hiroşima. Bizim ulusal felaketimiz de 1950 Dünya Kupası'nda Uruguay karşısında aldığımız yenilgi.
Brezilyalı gazeteci Nelson Rodrigues böyle tanımlıyor 1950 Dünya Kupası finalini. Bir ulusal felaket... Her ne kadar abartılı gibi gözükse de konu Brezilya gibi futbolun dinsel bir etkisinin bulunduğu topraklarda anlaşılabilir bir tanım. Ancak bir adam vardı ki, hayatı boyunca o maçtaki hatasının cezasını çekti. Toplumdan dışlandı, rahat uyku uyuyamadı, huzur bulamadı... Peki ama kısaca üzerinden geçmek gerekirse neler olmuştu?
1950 Dünya Kupası'nın Brezilya'da düzenlenecek olması savaş sonrası kendine gelmeye çalışan ülkeyi heyecanlandırmıştı. Dünya'nın en büyüğü olduğunu ispat etmek isteyen Brezilya, işe inşaatla başladı; 180.000 kişilik Maracana Stadyumu turnuvaya yetiştirildi, gövde gösterisi yapıldı. Sıra takımdaydı...
brasil-1950
Seleçao, yani Seçilmişler için şampiyonluktan başka çıkar yol yoktu ve ilk tur maçları başladı; Meksika'yı 4-0 yenen Brezilya ikinci maçta İsviçre ile 2-2 berabere kalınca eleştirilerin odağı haline geldi. Son maçta Yugoslavya'yı yenmek zorundalardı ve 2-0'la bunu başardılar. Şov final grubuna saklanmıştı.
Grupta İsveç,İspanya ve Uruguay'la eşleşmişti Brezilya ve şampiyonu toplanacak puanlar belirleyecekti. İlk maçta İsveç'i 7-1 yenen Seçilmişler İspanya'ya da acımadı; 6-1'lik maçtan sonra La Gazzetta dello Sport'ta takımın yıldızı Zizinho övülüyordu; "Maracana'da ayaklarıyla sihir yaratan Zizinho adeta Leonardo Da Vinci gibi!"
Grubun son maçı şampiyonu belirleyecekti. 4 puanlı Brezilya'ya zafer için beraberlik de yetecekken 3 puanlı Uruguay'ın kazanmaktan başka çaresi bulunmamaktadır. İki takım turnuvadan hemen önce Rio'da 3 hazırlık maçı yapmış, ilk maçı Uruguay kazanırken kalan iki maç Brezilya üstünlüğüyle sonlanmıştı. Haliyle tüm ülke zaferden emindir. Öyle ki maçtan kısa süre önce bir konuşmada oyunculara seslenen Rio Belediye Başkanı çıtayı yükseltmiştir; "Sizler çok kısa bir zaman sonra milyonlarca Brezilyalının karşısına şampiyon olarak çıkacaksınız. Kimse size rakip olamaz!'"
Maracana,1950'de yeryüzünün en görkemli futbol tapınağıydı
Maracana,1950'de yeryüzünün en görkemli futbol tapınağıydı
Biletsiz girenlerle beraber yaklaşık 200.000 kişinin hıncahınç doldurduğu Maracana'da şampiyonluk sevinci maçtan önce yaşanıyordu. İlk yarısı beraberlikle sona eren maçta 47. dakikada Friaça'nın golüyle öne geçen Brezilya kupaya daha da yaklaşırken 66. dakikadaki Uruguay golü bile keyifleri bozmamıştı. 13 dakika sonrasına dek... Ceza sahasına hızla giren Gigghia dar açıdan sert bir vuruşla kaleci Barbosa'yı mağlup etmiş, Maracana'yı sessizlik kaplamıştı. Uruguaylı futbolcu yıllar sonra o anı hatırlarken şöyle konuşacaktı;
Tek hareketiyle Maracana'yı susturan adam
Tek hareketiyle Maracana'yı susturan adam
Maracana'yı tek bir hareketiyle sessizliğe boğabilen üç kişi var; Frank Sinatra, Papa II. John Paul ve ben.
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=idnJwD8KhcY
Evet, Barbosa hatalı bir gol yemiş ve ülkesinin şampiyonluk hayallerini sonlandırmıştı. Ancak kabus yeni başlıyordu; "Kader Maçı"nın kadrosunda bulunan 3 siyahi oyuncu, ırkçı reflekslere dayanan batıl bir inancın kurbanı olarak toplumdan soyutlanmışlardı. En acımasız muameleye maruz kalansa kaleci Barbosa idi. Şanssız kaleci hayatının en hüzünlü anını finalden 20 yıl sonra yaşadığını anlatır; bir mağazada kendisini durduran bir kadın, Barbosa'yı çocuğuna gösterir ve şu cümleleri sarf eder; "Dikkatli bak. Bütün Brezilya'yı yasa boğan adam işte o!" barb
Daha acısını meslektaşları kendisine sırt çevirince yaşayacaktı Barbosa. 1993'te Brezilya Milli Takım kampını ziyaret etmek istediğinde şanssızlık getireceği gerekçesiyle kapıdan çevrildi. Yıllarca o golün kabus olup peşini bırakmadığını söyleyen kaleci 2000 yılında hayatını kaybetti. Brezilya'nın kalesi Dida'ya kadar siyahi bir kaleciye emanet edilmedi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder