12 Nisan 2014 Cumartesi

Modern zaman Nefilim'i : Zlatan Ibrahimovic

Portekiz'le oynanacak Dünya Kupası baraj maçı öncesinde söylediği bir sözle yine olay olmayı başardı Ibrahimovic. Elemelerin akıbetini soran muhabire önce "Bunu sadece tanrı bilir" diyen ve muhabir "Bunu ona sormamız zor" deyince de "Şu an onunla konuşuyorsun" diyerek yine Zlatanlığını yaptı. Küstahça? Tam da Zlatanca.
Hayat hikayesini anlattığı Jag ar Zlatan'da Barcelona'daki günlerine ışık tutarken oldukça samimiydi; kullandığı arabanın neden Guardiola'yı ilgilendirdiğini anlamıyordu (Barça'da herkesin kulüp tarafından tahsis edilen marka aracı kullanma zorunluluğu vardı) Ayrıca oyuncular bir grup uysal okul çocuğu gibiydi. Zlatan'ın bu ortamdan sıkılması da uzun sürmedi; Guardiola hakkında düşündüklerini herkesin önünde dile getirerek Katalunya günlerine noktayı koydu.
Barça macerasındaki bu olay akıllara çok bilindik bir hikayeyi getirecek cinstendi; insana biat etmediği için cennetten sürülen bir meleğin hikayesini... Barça'da mutsuzluğuna yol açan da kendi rolünün Messi'ye verilmesi olmuştu. İngiliz şair John Milton'un klasik yaradılış destanlarından farklı bir biçimde başlayıp Şeytan'ın baş kahraman haline geldiği epik şiiri Kayıp Cennet gibi, Zlatan da her seferinde odak noktası olmayı başaracaktı.
Zlatan'ın tamamen biat ettiği tek adam; Mourinho
Zlatan'ın tamamen biat ettiği tek adam Mourinho: "Onun ne istediğini bilmiyorsun!"
George Best,Garrincha gibi nevi şahsına münhasır (amiyane tabirle hafif arıza) efsanelere izlemeden hayran kalıyoruz ya, işte Zlatan da gelecek nesiller için o. Bundan uzun yıllar sonra futbola gönül veren çocuklar ona hayran olarak büyüyecek, onu izleyemediği için kendini şanssız sayacak.
Burnuyla orantılı büyüklükte bir egosu ve dünyanın en özel futbolculuk yeteneklerini bünyesinde toplamış bir kazanma uzmanı. Gittiği her takımla lig şampiyonluğu kazanması, o fizikten beklenmeyecek goller atması, hazırcevaplılığı ve huysuzluğuyla kesinlikle ilginç bir figür. Küstah mı? Evet. Megaloman mı? Belki, ama bu "megalo" olmadığı anlamına gelmez.
zll

Hayata birkaç sıfır mağlup başlamış milyonlarca çocuktan biriydi. Tüm dünyanın gıpta ettiği sosyal adalet cenneti İsveç'in görmezden gelinen bir kör noktasında, bir gettoda büyüdü. Anne ve babası o henüz 2 yaşındayken boşanmış bir çocuktu ve futbol onun tek kaçışıydı. Yakışıklı da sayılmazdı hani, "Pahalı markalı hırkalarıyla caka satan güzel ve havalı kızlara çıkma teklif etmeyi düşünürken bile utancından kızaran bir çocuktu" ve bugün dünya ayakları önüne serilmiş durumda. Tabi ki sihrini konuşturduğu ayakları sayesinde.
O bir proje ürünü değil; ne Messi gibi çocuk yaşta Barcelona'ya getirilerek mükemmelleştirildi, ne de Alex Ferguson gibi bir efsane onu parlatmak için varını yoğunu seferber etti. Göçmen gettosu Rosengard'dan Malmö'ye, oradan da zirveye yürüdü. Huysuzluk, küstahlık ve kendini beğenmişlik olarak gördüğümüz şey onun koruyucu kalkanıydı. O iki şık arasından bir seçim yapmamız istendiğinde içimizdeki isyankarın dile gelip adını zikrettiği, hesapta olmayan üçüncü şık. Bundan uzun yıllar sonra futbola gönül veren çocuklar ona hayran olarak büyüyecek, onu izleyemediği için kendini şanssız sayacak fizik kurallarına aykırı gollerini izlerken ve o büyük ihtimalle huysuz bir ihtiyar olarak günlerini perdeleri kapalı bir evde geçirecek. Neyse ki futbol zevkimizi korumak için gönderilmiş bu Nefilimi izleyebilen bizler çok şanslıyız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder