20 Ağustos 2014 Çarşamba

Büyük oynamak


Dün maçı Kuzey tribünden izlediğim ve maçın atmosferinin getirdiği coşku içinde olduğum için emin olamadım. Yolda saatler geçirdiğim ve eve geldiğimde bacaklarımla beraber zihnimde de derman kalmadığı için tekrarını izlemeye çalıştığım maçtan da emin olamadım. (zaten o arada uyuyakalmışım) O yüzden bekledim. Şu maçın tekrarını rahat rahat, konsantre bir şekilde izleyip yorum yapayım dedim ama fikrim değişmedi; Beşiktaş dün büyük oynadı arkadaş, hem de çok büyük.

Ersan,Olcay gibi büyük maçlarda oyununu bir üst seviyeye taşıyabilme özelliğini barındıran oyuncuların dışında tüm takımdan aynı verimi alabilmeniz için iki şeye ihtiyaç vardır; zihinlerdeki engelleri yıkacak, oyunculara doğru dozda özgüven -fazlası da zarar malum- aşılayabilecek bir hoca ve sahada aynı etkiyi yaratabilecek, gerektiğinde oyunu yönlendirecek yıldızlar. Beşiktaş dün iki bakımdan da şanslıydı. Bilic'in kurada Arsenal çıktığında "Arsenal'i eleyebilecek plana ve bunu uygulayabilecek oyunculara sahibiz" demesi çok önemliydi, maçtan önceki gün "Arsenal'in yıldızlarıyla selfie çekinmeyeceğiz" demesi de. Oyuncularına "yenilsek de ezilmeyin" değil de "Çıkın kazanmak için oynayın, buna yetecek gücünüz var" mesajı vermesi maç öncesinde durumu bir nebze dengelemişti zaten.

Soma yararına düzenlenen turnuvada Chelsea karşısındaki 45 dakikayı izledikten sonra benzer bir mantıkla Arsenal karşısına çıkılacağını düşünmüştük açıkçası ki bunun yapılabilecek en mantıklı şey olduğunu da düşünüyorduk ama Bilic ve ekibi bu konuda da ters köşe yaptı, iyi ki de yapmışlar...

Tuhaf bir hisle tribündeki yerimizi almışken, rakibin skorborda yansıyan kadrosu ister istemez hafiften bir ürperti getirmişken Demba Ba sayesinde büyüdü hem Beşiktaş oyuncuları hem de taraftarı. O ilk saniyedeki akıl almaz şutu sonrası gördüğüne inanamayan taraftar, Ba'nın Oğuzhan'ın gönderdiği topa gelişine çıkardığı vuruşun ardından coşup galibiyete inanmaya başladı.


Her yazıda Ba'ya özel birkaç paragraf ayıracak gibi hissediyorum kendimi ama yapacak bir şey yok. Ba'nın Beşiktaş'a kattıkları sadece girilen pozisyonları gole dönüştürmekle sınırlandırılamaz. Santradan golü arayıp (Ya tutarsa mantığıyla yapılmış bir vuruş değil ha, bilerek hesaplayarak yapılmış akıl dolu ve etkili bir şut) rakibe "Oturup sizin saldırınızı beklemeyeceğiz, burada bizim kurallarımız geçerlidir" mesajı veriyor mesela. Hiç de abartmıyorum.

Ba'nın saha içindeki büyüklüğünden bahsedelim biraz. Topu alınca rakiple arasına görünmez bir duvar örüşü, rakibi telaşa sürükleyişi, ilgiyi üzerine çekip arkadaşlarına alan bırakışı, top rakipteyken el hareketleriyle arkadaşlarını (Özellikle Olcay ve Mustafa'yı) prese davet edişi, yeri geldiğinde "Sen dur" hareketi yapışı... Takımla iletişimi, takıma aidiyeti üst düzey bir oyuncu Demba Ba.

Paylaştığımda izlemiş olabilirsiniz, ben yine de buraya da koyayım şu vine şeysini;
https://vine.co/v/MLBrpd7x0EQ

Burada Ba'nın sergilediği mücadele azmi, topu kazanmak için verdiği savaş en az santradaki şutu veya kaçırdığı diğer iki pozisyon kadar önemli, inanın. Burada Arsenal orta sahasına "dayılanıp" kazandığı top Oğuzhan'ın ara pasıyla Olcay'a geldi ki, biraz şans ve falsoyla tabelaya yazılabilirdi.


Ba konusunu kapatmadan önce teşbihte hata olmayacağına sığınalım; Ba'nın Beşiktaş'a kattıklarını görünce "Gerçek bir yıldızın" ne kadar elzem olduğunu da görüyoruz. Takım savunması gayet iyi olan, Ba'nın gelişiyle hücumda da sınıf atlayan Beşiktaş'a aradaki bağlantıyı kuracak üst düzey biri lazım. Bütün yaz "10 numara" denilerek aranan yıldız oyuncunun sadece ara pası atıp asist yapması değil, Ba gibi takımı benimseyip yanındakilerle üst düzey iletişim kurması da gerekiyor. Yani alınacak bu tipte bir 10 numara Beşiktaş için Arşimet'in bahsettiği "Dünyayı yerinden oynatacak kaldıraç"!

Büyük Oğuzhan!

Yazının başında takımın büyük oynadığından bahsetmiştim ya, sahanın en büyüklerinden biri de Oğuzhan'dı. Şans biraz yaver gitse maçı iki asistle (Ba ve Olcay'ın pozisyonları) kapatabilecek Oğuzhan futbol gelişimini sağladığı Arsenal'e karşı hiçbir şeyden çekinmeden klasını sergiledi; pasları, oyun görüşü, inisiyatif almaktan çekinmeyişi takdire değerdi. O hep paylaşılan Wilshere-Oğuzhan capsi yine de göz önüne geliyor ister istemez, zira Oğuzhan çok kaliteli bir futbol zekasına sahip ancak o bir türlü dindirilemeyen "güçlenememe" sorunu can sıkıyor. Oğuzhan'ın modern futbolda yeri kalmamış 10 numaraya ve savunma arkasına ara pası atmakla sınırlandırılmaması, rahata alıştırılmaması lazım. Oğuzhan fizik dezavantajını yok ederse üst düzey bir 8 numara olacak. Fizik durumunu da göz önüne alırsak Joe Allen kendisi için fena bir örnek olmaz.

Takıma dair kısa kısa...

Evet, net bir fırsattan yararlanamamış olabilir, evet sezon içinde formsuzluğu nüksettiğinde haftalarca sahada ruh gibi gezinip hepimizi çıldırtabilir, ama Beşiktaş'ta bir Olcay Şahan gerçeği var artık. Maç öncesi yaptığı "Onlarda Mesut varsa bizde de Veli var, Ba var" açıklamasıyla Bilic'in yaptığının benzerini yapmıştı aslında ki Olcay'a dikkat edin, her açıklamasında yapıyor bunu. Bu patavatsızlık değil, Beşiktaş'ın büyüklüğünü ve iddiasını her ortamda göstermektir. Saha içinde de şu formu ve Ba ile uyumuyla, savunmaya katkısıyla yüz güldürüyor. Yarın bir gün Olcay yedeğe düştüğünde bu takım seviye atlamış olacak muhakkak, ama Olcay Beşiktaş'ın önemli bir parçası.

Necip'in aşırı tek yönlü oyunu zamanında ondan çok şey bekleyenleri hayal kırıklığına uğratıyor ama bu yaştan sonra beklenen gelişimi sağlamayacağı aşikar. Bu tip zorunluluk durumlarında en azından işin savunma yönünde yararlanılabilecek biri gözüyle bakılabilir. İsmail'in sağ bekte değerlendirilmesi zorunluluktandı ama Serdar ve Necip'ten daha iyi bir opsiyon olduğunu gösterdi. Bir de topu sürekli sol ayağına almaya çalışarak zaman kaybetmese (tabi bunu başarmak yazıldığından çok daha zor bir şey) hücumlara ciddi anlamda yön verebilirdi. Bu bağlamda takımın sağ bek ihtiyacı daha da net bir şekilde hissedildi. Hani şöyle ataklara sık sık katılan, topu alır almaz gelişine orta yapabilen cinsten bir sağ bek... Yine de İsmail'in sezon başı itibariyle gösterdiği üst düzey performans umutlandırıyor, bu gidişle er ya da geç formayı Motta'dan alacak ve biz eninde sonunda bu transferi sorgulayacağız.



Pedro ve Ersan'ın üst düzey uyumu, büyük maçlarda daha da büyüyen oyunları ve başarılı savunma karneleri de çok önemli Beşiktaş için. Umarız birbirini çok iyi tamamlayan bu ikili performanslarını daha da yükseltir de bir gün Pedro'nun önemli bir Avrupa takımına Beşiktaş'a iyi paralar kazandırarak gidişini, Ersan'ın da kült bir Beşiktaş karakteri olduğunu görürüz. "Şampiyonlar Ligi'ne Pedro-Ersan'la mı çıkacağız?" diye kabus görenler belki yine katılmayacak ama aylarca as bir yabancı stoper aramaktansa o enerjiyi iyi bir sağ (ve sol bek) için harcamak bu takımın kalitesini artırırdı.

Kapanışı Bilic'le yapmak lazım. Yazının başında oyuncularını Arsenal'le eşitlediğinden bahsettim, aynı şeyi maç içinde de yaptı. Yeri geldi hakemlere tepki gösterip onları hizaya getirdi ve belki de bu sayede Ramsey'e ikinci sarı çıktı ancak dozunu ayarlayamayınca tribüne gönderildi ki bunun Motta'nın De Kuip'te yaptırdığı penaltıdan farkı yok maalesef. Ramsey Arsenal için ne kadar önemliyse Bilic de Beşiktaş için o kadar önemli ve onun kenardaki enerjisi olmadan Emirates'deki atmosferde plana sadık kalmak oyuncular için zor olacak.


Sonuç olarak efsane başkan Seba'nın vefatının ardından onu gururlandıracak bir mücadele sergileyip Arsenal'i elinden kaçırdı Beşiktaş. Rövanşta neler yaşanır öngörmek zor, ancak Beşiktaş "büyük oynama" konusunda istikrara kavuşursa yapılacak takviyeler ve Gökhan-Kerim-Cenk gibi şimdilik yardımcı parça konumunda olan oyuncuların takıma katkılarının artmasıyla başarı dolu bir sezon geçirebilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder