12 Aralık 2014 Cuma

Disiplinli ve tutkulu


Merhaba, uzun zamandır buralara bir şeyler yazmıyordum, dönüş çok özel bir maç sonrasına kısmetmiş. Tottenham maçından hareketle geleceğe uzanan yolda kısa kısa bazı noktalara değinelim.

Öncelikle şu "Tottenham'ın yedek kadrosu" konusuna girelim. Tottenham oldukça geniş bir kadroya sahip ve bu sayede Europa League ve Premier Lig maçlarında iki ayrı takım çıkarabilecek durumdaydılar, çıkardılar da. Ancak kadrolarının şöyle de ilginç bir durumu var, o da birkaç oyuncu dışında kimse için "Şu şunun yedeği" diyememek. Lloris,Eriksen,Vertonghen dışında kimse için Europa'da yerine oynadığı oyuncudan kötü demek mümkün değil. (Evet, Adebayor da dahil. Zaten şu sıralar ellerindeki 3 santrfordan as konumda olanı bu sezon çıkış yapan Kane)

Tottenham'ın Ba-Veli-Atiba'dan yani takımın %60'ından yoksun Beşiktaş karşısındaki 11'ine bakalım;

Kalede Swansea'den as kaleci olarak gelen, Hollanda milli Vorm
Sağ bekte geçirdiği sakatlığa kadar PL'in en iyi sağ beklerinden, İngiliz milli Kyle Walker (9 ay sonra ilk maçına çıktı)
Stoperler kaptan Kaboul ve Romanya milli Chiriçheş. Evet, ilk tercihler Vertonghen-Fazio ancak bu ikisi Süper Lig'de olsa dünyanın en iyi stoperi olduklarını düşünebileceğiniz adamlar. Tottenham'da bekleneni veremeyen Chiriçheş'in Juventus-Roma gibi takımların takibinde olduğunun altını çizmekte yarar var. Kaboul ise bu sezon toplamda Fazio'dan daha fazla süre almış.
Sol bekte Rose var, kendisi İngiltere U21 takımının önemli isimlerinden. Oynatılmayan ve bu sezon Swansea'den gelen Galli Ben Davies'le arasında fark yok.

En can alıcı noktaya, orta sahaya gelelim; tek "ön libero" Necip'in rakipteki karşılığı Paulinho-Stambouli ikilisi. Bugünlerde istenmeyen adam haline gelen Brezilyalı geçen sezon başında 20 milyon euroya alınırken, bu yaz Stambouli için Montpellier'ye 6 milyon euro ödendi. Son haftalarda Pochettino'nun ligdeki tercihi Ryan Mason-Nabil Bentaleb'den yana, peki bu iki genç Paulinho-Stambouli'den daha mı iyi? Hayır. Zaten Tottenham'ın sorunlarından birisi de bu, kadrodaki oyuncuların %90'ının eşit kalitede olması. Bu arada Paulinho hayranlığımı gizleyemeyeceğim. Her ne kadar Tottenhamlılar "Bundan sonra ona Paul denmeli, ne zaman Brezilyalı gibi oynar, o zaman -inho takısını hak eder" diyedursun bence Spurs'ün iyilerindendi. Türkiye'ye gelse ülkedeki en iyi orta saha olduğu tartışılmaz kendisinin. İngiltere'ye uyum sağlayamadı hepsi bu. Onun dışında Dembele'yi, İngiliz milli takımına çağrılmış Townsend'i, sonradan oyuna dahil olan Lennon ve Lamela'yı katmıyorum bile.

Her neyse, bu kadar Tottenham konuşmak yeterli, anlatmak istediğimi anlatabilmiş olduğumu umuyorum. Şimdi asıl konumuza gelelim, "biraz da Beşiktaş konuşalım"

Tutku+Disiplin+Yetenek+Dinamizm = Görsel Şölen


Geçen sezon başındaki Bilic-Özen hamleleriyle herkesin diline dolanan "Dortmund olmak" kavramı aslında Türkiye'ye oldukça ters. Beşiktaş gibi bir takımın krizden çıkana kadar üst üste birkaç sezon ligin orta sıralarında dolanması mümkün değil bir kere.

Bu yaz transfer tercihleri ve özellikle Avrupa'daki maçlarda oynattığı futbol bana Bilic'in Atlético Madrid'i fazlasıyla örnek aldığını düşündürüyor. Önce tüm yaz süren "10 numara" arayışı sırasında Feyenoord karşısına 4-4-2 ile çıkıp "Bana kanatlarda da oynayabilecek biri lazım" dedi, sonrasında da bu oyunu oynayarak başarıya ulaşmış Atlético'da yer almış Sosa'da diretti.

Borussia Dortmund ve Atlético Madrid'in en önemli ortak yanları ikisinin de birer "hoca takımı" olması. Klopp ve Simeone'nin etkisi sahadaki en yıldız oyuncudan daha fazla. Bu adamlar sadece birer teknik direktör değil, aynı zamanda takımların ortaya koyduğu karakterin önemli parçaları. Bilic'in de pek çok tercihi eleştirilebilir ama oyuncularına aşıladığı takım ruhu, mücadele azmi tartışılmaz.

Beşiktaş tıpkı Atlético gibi yıldız olanı olmayanı fark etmeden mücadele edip ( Veli'nin tabiriyle köpek gibi koşup) hücuma işi uzatmadan, direkt çıkıp kaliteli ayaklarla sonuca gidiyor. Bu kaliteli ayakların çoğunun genç ve yakın arkadaş oluşu da biraz Dortmund'u andırıyor. Yani Beşiktaş bir yandan Dortmund ve Atlético tarzını harmanlarken bir yandan da özgün dokunuşlarla kendi kimliğini yaratıyor. Dokunuş derken Cenk Tosun'un golü öncesindeki iki dokunuşun Gökhan Töre ve Olcay Şahan'dan gelmesi bazılarına olayın yabancı sınırıyla değil de plan-program ve takım kimyasına uygun doğru hamlelerle alakalı olduğunu göstermiştir herhalde. (Sınır kalksın tabi, ama sen Pandev-Krasic-Julio Alves falan getireceksen hiç kendi yetersizliğini sınır saçmalığıyla örtmeye kalkma)

İlk yarıda 4-1-4-1 dizilişiyle sahada olan Beşiktaş'ta ataklara yön verecek, oyunun temposunu ayarlayacak ve genç yerli oyuncuları sakin bir şekilde yönetebilecek tek isim olan Sosa rakip kaleye daha yakınken etkisizdi. O, kendisinden çok daha güçlü oyuncuların yakın markajında etkili olamadıkça Kerim-Gökhan-Olcay ve Cenk de iyi niyetlerine rağmen organize olamadı. Bilic'in Trabzonspor maçında da uygulattığı "beklerin nadiren çıkması" komutu açık alan yakaladığında tehlikeli olacak Spurs'e az alan bıraktı ama kenar oyuncularının merkeze kat ederek oynadığı takımın önlerinde açılan kulvarı sık ve etkili işleyecek beklerle hücum kalitesini 2 gömlek yükseltebileceği de ortada. Bilic bu iki maçta elinde bu tipte bir sağ bek olmaması ve rakiplerin gücünü göz önünde bulundurarak doğru olanı yaptı.

İkinci yarıda Bilic'in 4-2-3-1'e dönüp Sosa'yı daha geriye çekmesi çok iyi bir hamleydi. Sosa bu maçta hücumda pek etkili olamasa da savunmaya verdiği özverili katkı ve öne attığı çabuk paslarla durumu kurtardı. Necip de özellikleri ölçüsünde görev verildiğinde iyi bir orta saha jokeri olabileceğini gösterdi. Oyun yönlendirebilecek, topu ayağında tutup takıma nefes aldırabilecek biri değil ama rakibi bozabilecek, fizik mücadeleden asla kaçmayan biri malumunuz.

Gökhan Töre hem çok teknik hem de güçlü. Omuz koyuyor, top çalıyor. Omuz koyuyorlar yıkılmıyor, inat ediyor çabalıyor. Şu görüntüsüyle Avrupa'ya transfer yapması en muhtemel Türk oyuncu durumunda. Biraz daha topsuz oyun geliştirmesi elzem tabi.


Kerim Frei ilk günkü halinden çok uzakta. İlk zamanlarını hatırlayın, kafasını kaldırmadan Pacman gibi ilerleyip kalabalığa giren ve topu kaybeden arkadaş artık pasını verdikten sonra yerinde durmuyor, koşusunu devam ettiriyor. Bu bir alışkanlık haline geldi onun için. Ayrıca güçleniyor da, 10 kez ikili mücadele kazanarak bu alanda Necip'le birlikte takımın en iyisiydi. Bilic'in onu kenarda değil merkezde kullanması da Sosa'nın geride oynayabileceğini, hücum hattının çok daha keskin hale gelmesini sağlıyor.


Olcay Şahan son iki maçta altını çize çize savunma yönünün ne kadar kuvvetli olduğunu, Cenk Tosun ise has bir "golcü" olduğunu gösterdi. Demba Ba'nın her maç birkaç kez uyguladığı "rakip savunmacının hata yapma ihtimalini gözeterek hamle yapma" davranışını da repertuvarına ekleyebilmeli, o zaman sınıf atlayacaktır.

Bazılarının bir türlü beğenemediği ama Beşiktaş'a gelip 1 sezon geçirdikten sonra Kolombiya Milli Takımı'na çağrılan Pedro'nun sapasağlam çıktığı 4. Premier Lig rakibi maçıydı bu. Aslında yıllar önce şans bulup bugün as stoper haline gelmiş olması gereken ama yanlış ülkede doğduğu için Ersan'ın sakatlığı sonrası üst düzey bir maçta sahaya girebilen Atınç da oldukça başarılıydı. Havadan geçit vermeyişi kadar uzun paslarının etkinliği de yerindeydi. Gaziantepspor maçına Ersan ve Sivok yetişemezse bile kimsenin gözü arkada kalmayacaktır herhalde.

Bu arada maçtan sonra saha kenarında ve tünelde gördüklerim Beşiktaş'ın nasıl "güzel" bir oyuncu topluluğuna sahip olduğu konusunda bir kez daha emin olmamı sağladı. Sakatlığı nedeniyle oyundan çıkan Ersan'ın maç sonunda gülerek "Her yerde de lider olunmaz ki ama ya" deyişi, Cenk Tosun'un mütevazılığı, Atınç'ın övgüleri sadece gülümseyerek ağırbaşlı bir şekilde karşılayışı oldukça güzeldi.

Beşiktaş genç ve tutkulu oyuncularının mücadelesi, önemli yetenekleri ve takım ruhuyla sahada büyürken kenarda hocası da takımla büyüyor, öte yanda stadı her gün biraz daha yükseliyor. Her şey yavaş yavaş gelişiyor. Yapılması gereken tek şey sabırlı olup gelişimi sürdürecek doğru adımları atmak. Böyle giderse bu takım daha çok karanlık aydınlatır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder